Prof. Dr. Gürbüz DENİZ | Akaide Giriş, Allah İnancı (Bir, Tek ve O)

[sablon_gorsel]

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi

2020-2021 Güz Dönemi

1. ve 2. Sınıf Grubu

Ders Raporu

 

Felsefe ve Metafizik Ekseninde İnanç Esasları

Tarih: 14.11.2020
Ders Başlığı: Akaide Giriş, Allah İnancı (Bir; Tek ve O)
Hoca: Prof. Dr. Gürbüz Deniz
Dersin İçeriği: Ön okuma metninin ışığında öğrencilere hazırlayıcı nitelikte sorular sorularak derse giriş yapıldı. Derste öne çıkan cümleleri özetlemek gerekirse şu şekilde; Kur’an, Allah’ın zahir isimleri dolayısıyla kendisine şirk koşulmaması üzerinde ısrarla durur ki, bu anlamıyla Allah’a şirk koşmak mümkündür. Mesela, Rezzak’lığına, Kadir’liğine, hükümranlığına vs. görece de olsa şirk koşmak mümkündür. Ancak, O zatî varlığı, insanlar isteseler de güçleri ya da hayalleri yetmediği için O’na şirk koşamazlar. Bu manada mutlak tekdir, mutlak O’dur ve hiçbir ortağı ontolojik olarak hayali manada bile mümkün değildir. Kur’an, O ismini bütün isimlere kaynak gösterir. O, Evvel’dir, O, Ahir’dir. O, öyle bir Allah’tır ki, O’ndan başka ilah yoktur. O; zahirdir, O Batın’dır, O Samed’dir vb. O isminin anlam derinliğini ilk fark eden Fârâbî olsa da İslam Metafizik geleneğinde bu meselede derinlikli yorumlar yapan isim, İbn Sina’dır. Varlığa O manasında/merkezinde baktığımızda, O varlığın hiçbir sınırının olmadığını anlayabilmekteyiz. Bu anlamda varlık; tanımsal olmayıp özseldir. “Bu böyledir.” İfadesi hem bilmenin, anlamanın acziyetini tazammun etmektedir ve hem de bu anlamanın zorunluluğunu yani gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Anlayamama, anlamsızlıktan dolayı değildir, kapasitenin yetersizliğindendir. Ancak kapasitenin yettiği kadar anlamak mümkündür. Bu anlama; anlamak isteyene yetecek kadar tatmin sağlasa da bu anlama O’nu kuşatacak düzlemde asla değildir. Hayalimin hayalinin ötesinde bulunan ve hayalimi de kuşatan bir varlığı tasavvurî olarak bilmek ve aklımın sınırlarına dâhil etmek zordur ve hatta imkânsızdır. Gazzali’nin dediği gibi; “İslâm aklîdir, ancak aklı aşan (yani aklın kuşatamadığı) şeyler de vardır.”149 Ancak mümkün varlığı bilmeye bizi engelleyecek hiçbir engel yoktur. Bizim zihnî tasavvurumuz mümkünü sonuna kadar kuşatmaya ve hatta onu aşmaya da yeteneklidir. Şunu da ifade edelim ki bizi; O’nu (Allah’ı) düşünmeyi engelleyen hiçbir dinî yargı yoktur. Engel bizim ontolojimizin yetersizliğindendir. O, O’nu düşünmemizi mümkün kılacak bütün aklî verileri bize vermiştir. Fakat “verilen vereni mutlak manada kuşatamaz” aklî gerçekliği, bizi O’nu mutlak manada bilmemize yol vermemektedir. Bilgimiz, zahir isimleri kapasitemiz kadar O’nu anlamaya imkân verse de O’nun batın varlığını, bu varlık bizim hiçbir zaman zahirî tecelliye eser vermediği için O’nu bilmemiz imkânsızdır. İnsan olarak bizden gayri sahip olduklarımızdan ve daha sonra da benliğimizden, iradi olarak tecrid olup, hakikatte bir işe yarayıp yaramadığımız sorusunu kendimize sorduğumuzda, aldığımız en küçük olumlu cevap mutluluğumuzun yolunun açık olduğu manasına gelir. Aksi durumda kendilerinden tecrid olduklarımızdan sonra bizde bir şey kalmıyorsa ya da olumsuz şeyler beliriyorsa bu durumda mutsuz ve anlamsız bir hayatı yaşadığımız bütün açıklığı ile ortaya çıkmaktadır.
Ön Okuma Metni:
  • Gürbüz Deniz, İslam Düşüncesi ve Metafiziği, Amentüyü Yeniden Anlamak, Bir; Tek ve O

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top