Dr. Öğr. Üyesi Yasin Ramazan BAŞARAN | Analitik Felsefe Okumaları III

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi

2021-2022 Bahar Dönemi

4. ve Yüksek Lisans Sınıf Grubu

Ders Raporu

 

Analitik Felsefe Okumaları

Tarih: 30.05.2022 
Ders: Analitik Felsefe Okumaları
Hoca: Dr. Öğr. Üyesi Yasin Ramazan BAŞARAN
Dersin Sorumlusu: Cüneyt YAŞAR
İşleniş: Yüz yüze ve Online
Dersin İçeriği: Giriş:İlk ders ne yaptık sorusu ile derse başlıyoruz. Önceki derslerde ne yaptığımızla ilgili bir soru soruyor; Rasyonalite neydi?

Birbirimiz tarafından denetlenebilen iddialara rasyonalite diyoruz. Denetlenemeyen iddia da doğru veya yanlış olabilir ama o, iddianın rasyonel olmasını garantilemez. Doğru veya yanlış olması değil bizim o inanca veya iddiaya karşı olan tavrımız ile ilgilidir rasyonellik.

Post-yapısalcıların rasyonelliğe eleştirilerini de görmüştük önceki derslerde. 

Bunların felsefe daha özelinde analitik felsefe onun da özelinde din felsefesine etkileri var. Bugün size onu göstermek istiyorum. Din felsefesine dair nasıl bir rasyonellik hedeflendiğine dair farklı örnekleri de göreceğiz ama öncesinde biraz analitik din felsefesi yapalım. Birinci oturumda örneklere bakacağız, ikinci oturumda ise farklı rasyonalite yaklaşımlarına tekrar döneceğiz.

Birinci Oturum:

(Gönderilen metnin özetlenmesi ve neyden bahsettiği)

Bahçıvanın olup olmaması tercih meselesine göre yorumlanıyor ve rasyonel temele oturtuluyor. 

Bahçıvan olmadığına inanan kişi ne soru sorarsa sorsun olduğuna inanan kişinin buna bir cevabı var. Bu cevap yüzünden iddia hiçbir zaman yanlış çıkıyor değil. Nasıl yanlış çıkacağına dair elimizde bir kriter yok. Mesela hangi şartlarda tanrının ezeli olmadığını ortaya koyabiliriz? Ezelilik nasıl ölçülebilir? Denetim mekanizmamız ne? İnançların içine girildiğinde pek çok rasyonel cevap verilebiliyor.

Bir şekilde başlangıçtaki önermemiz sonuç kısmında da varsayılmak durumunda. Onu varsaymadan sonuca gelemiyoruz. Örneğin insan özgürdür tanrı her şeyi bilir demeden sonuca gelemiyoruz. İnsan özgürlüğü ve tanrının bilgisini modifikasyona uğratmadan ikisine de aynı anda inanamıyoruz gibi. Bu modifikasyon tanrının ezeli bilgisinden farklı bir şey. Ezeli ama!… soruların hepsine teolojik olarak bakıldığında cevap verilebiliyor. 

Anthony Flew’in bu makalesi 20.yy’ın en çok okunan makalesidir. 

Bize bir iddiayı destekleyecek bir şey lazım ama bu bu şeyin nasıl değilleneceği hiçbir zaman mümkün değil. Mesela su yüz derecede kaynar iddiasını farklı basınç ortamlarına sokarak çürütebiliriz. Bu ise bu bilginin evrensel bir bilgi değil kontenjan yani belli şartlar altında gerçekleştiği anlamına gelir. Aynı şekilde tanrının varlığı meselesi, ahiret meseleleri hakkında oluşan sorulara her şekilde bir açıklama geliyor. Hiçbir zaman bu tanımları yanlışlayan, değilleyen bir sonuca ulaşamıyoruz. Dini önermelerin doğru veya yanlış olamayacağını, rasyonel olamayacağını çünkü bir denetlim mekanizması olmadığını gösteriyor. Mesela tanrının güç anlayışı dediğimizde protestanların ve Müslümanların şekilleri birbirinden farklıdır, farklı argümanlar ileri sürülebilir hangisinin doğru olabileceğine dair bir ortak bir denetim mekanizmamız olmadığı için yanlışlanamıyor.

Mitchell nasıl cevap veriyor? Ortada bir savaş var karşıdan biri gelip sizin tarafınızdayım, ajan olarak karşıda bulunuyorum diyor ama size de zarar veriyor. Siz nereye kadar bu adamın sizin tarafınızda olmadığına ikna olursunuz? Ona güvenmemiz lazım. Mitchell buna bilk şeklinde bir isim veriyor. Ajana inanan kişinin kendi tarafında olduğuna dair bir bliki var diyor. Bir blik vardır ve bu blik ile yorumlarsınız her şeyi. Tarafsız açıdan o kişiyi değerlendirecek bir kriterimiz yoktur.

Mesela partinize olan bir inancınız var ve bu parti her şeyin iyi olacağını, ülkenin düzlüğe çıkacağını söylüyor ama bir türlü düzlüğe çıkılamıyor. Devamlı bir sorundan ötürü düzlüğe çıkılmadığından bahsediliyor. Partinize olan inancınızdan ne zaman vazgeçersiniz? 

Sahip olduğunuza sahip olan inançları destekleyen inançları daha kolay kabul etmenizi sağlıyor. Kendi inancımıza yakın inançları kabul etmeye daha yatkınız. Mesela birisi iktidarı beğenmiyorsa ona karşı hep olumsuz haberlere dikkat çekecektir beğenen kişi de olumlu haberlere dikkat çekecektir. Bu insanların da bir bliki var.

Hekresin bir bliki var. Bir iddiayı flew’in dediği gibi yanlışlayacak bir mekanizmanın olup olmaması değil mesele, mesele bizim kendi blikimizin içerisinden anlamlı bir iddia olup olmadığıdır. Tek bir inancın doğrulanıp yanlışlanmasıyla ilgili değildir diyor Mitchell. Ortada büyük bir inanç ağı var. Birbirini destekleyen pek çok inanç ağı var. Bu blik hiç kimsenin 0 noktasından başlamadığı anlamına gelir. Bahçıvan olduğuna inanan ve inanmayan kişilerin ilk bakışta buna karar verecek bir durumda zaten. Bliklerimiz denetim mekanizması değil. Farklı kişilerin blikleri yaklaşabilir ya da aynı çıkar etrafında buluşabilir. Menfaatleri için farklı blikleri bir araya getiriyorlar. Memleketi önceleyen birisinin bliki memleketidir. Mesela Gümüşhane’den yamuk adam çıkmaz önermesini nasıl değilleyebiliriz? Yamuk adam getirilir, o gümüşhanede yeterince durmamış denir, normalde yamuk biri değil, şartlar altında yamuk görünüyor denebilir. Bir şekilde onun Gümüşhaneli olmadığını gösterir. Yani ne olursa olsun gümüşhaneden yamuk adam çıkmaz iddiası yanlışlanamaz. Aynı flew’in bahçıvanı gibi.

Mitchell nasıl cevap veriyor.

(15 dk.ara)

İkinci Oturum:

Biz din felsefesini ne anlamda yapıyoruz, dini rasyonel bir çerçeveye oturtmak dediğimizde ne anlıyoruz ya da oturtmak durumunda mıyız? Blik gibi şeyler var. Farklı yaklaşımlar geliştirerek hala din felsefesi yapılabilir deniyor. Bu derste farklı yaklaşımları kısaca göreceğiz. O şu şekilde din felsefesi yapıyor, şu şekilde bir din felsefesi yapan bir tutuma sahip gibi bir skala sunacağız.

Mesela din felsefecilerinden Richard Swinburne gibiler var. Bunların temel iddiaları; dini inançların rasyonel değerlendirmesini yaparız ve bu değerlendirme tıpkı bilimsel iddiaların, inançların, önermelerin rasyonel değerlendirmesi gibi olasılık analizi üzerinden ilerler der. Mesela yüzde elli bir ihtimalle tanrı varsa bu, tanrının olmadığından daha rasyonel bir yaklaşımdır. Mesela kozmolojik, , teleolojik, ahlaki argümanları bir araya koyduğumuzda inanmak inanmamaktan daha rasyonel. Yüksek olasılıkla olan daha rasyoneldir. Buna bir eleştiri geliyor; biz bir şeyleri delil olarak kabul edeceğiz ama hangi delilin yeterli olacağına dair bir kriter yok ki. Az önceki sayılan argümanları bir araya koyduk, bunların hepsi tanrının olacağına dair bir olasılık ortaya koyuyor ama öbür yanda da kötülük problemi var, kötülük problemi diğer bütün delillerden daha büyük bir olasılık. Dolayısıyla bu doğru bir rasyonellik kriteri değildir. 

William weinraid? Gibiler delilin yeterli olmayacağını söylüyor. Çünkü herkes inandığı şeye delil bulur. İnsanın ön koşulları, hazırlığı yoksa delil ona bir şey getirmez. Din felsefesi dediğimiz şey yargılardan önce o yargıların kabul ettiği manevi bir şeyi gözetir. O anlamda dini inançlar basit bir inançtır biz bunu delille ispat edemeyiz. Mesela bazı protestan gruplar M.Ö 7000 yılına kadar gidiyorlar. Ondan öncesi yok. Ondan önce bir şey olduysa o kadar yıllık olarak 7000 yılında yaratılmış olabilir. Bunu destekleyecek veya yanlışlayacak bir bilgi yok. İnanırsan çok doğru geliyor. Reformcu epistemolojistler ismi kullanılabiliyor bu yaklaşımı savunan insanlar için. Plantinga bunlardan bir tanesi. Diyorlarki herhangi bir iddianın rasyonel olması için onun delillendirilmesi gerekmez. Bunlar basit iddialardır. Tanrı inancı da basit bir iddiadır. Böylece din felsefesinden ziyade dini bir felsefe yapmak istiyorlar. 

Reformist epistmologların ve Swinburne gibilerin delil anlayışının çok dar olduğunu düşünen bir akım daha var. Delil dendiği zaman bilimsel deney anlaşılıyor. Biz neden bu a posteriori delil anlayışını dini iddialarda kullanalım ki? Bilimdeki rasyonalite anlayışı ile dini neden değerlendirelim? 

Sadece iman edelim ve bu iman yanlışlanacak bir temel inanç olmadığı için iman eden iman etmiş, iman etmeyen iman etmemiş demiş oluyorsunuz diyorlar. O zaman dini bir iddianın rasyonelliği söz konusu olamaz. Bu bakımdan dini felsefe bize çok bir şey sunmuş olmaz sadece birtakım sofistike iddialar sunmuş olur. Ontolojik ve kozmolojik argümanlar kimsenin umrunda olmaz bu şekilde. O yüzden dini felsefeyi eleştirmiş bu şekilde eleştiriyorlar. Bunu dillendiren isimler Steven Miksler?, Yasin Ramazan

Dördüncü yaklaşım Wittgensteincı din felsefesi delilcilikten bıktık bunların hepsi dini inançların açıklanmasıyla ilgilidir der. Hiçbirimizin tanrı perspektifi yok hepimizin bir perspektifi var. Bunun için d,n felsefesinin amacı inançların doğrulanması veya yanlışmasıyla ilgili değildir, açıklanmasıyla ilgilidir. Oyunun kuralları nedir onu açıklamaya çalışır. Herkes kendi oyununu oynar. Bir inancın üzerine derin düşünmeyle ilgilidir. William James de buna dahil edilebilir.

Tanrının sizin dışınızda var olup olmadığına dair soru yanlış bir sorudur. Kategori hatasıdır. Oyun dışından bir sorudur. Dinde şu gerçek midir diye bir soru sorulmaz nasıl bir gerçekliktir şeklinde bir soru sorulur. Ölüm meleği nasıl bir melektir gibi. İmancı bir yaklaşım yani.

Buraya kadar olan kısımda analitik felsefe dil felsefesine yoğunlaşmak durumunda kalıyor. Çünkü ifadelerden hareket ediyoruz. Burada da teknik bir problem var. Dil doğal bir şey olduğu için herhangi bir şeyi dile indirgediğimiz zaman bir meşruiyet kazanıyor. Kendi grameri içerisinden başka bir grameri eleştiremezsiniz. İngilizceyi Türkçe içinden eleştiremezsiniz. Bu demektir ki her dil meşrudur. Dini de dile indirgersek burda da meşruiyet kazanıyor. Doğruluk iddialarını ortadan kaldırıyor. 

Ömrünüz boyunca olmayan bir şeye inandığınızı düşünün, hayatınızda çok şeyden feragat ediyorsunuz, bu zor bir şey. Pascalcı olabilirsiniz burda. Size manevi şeyler katıyor olabilir ama yoksa gerçekliği olmamış oluyor. Nietsche Pascal’ı köleler tam özgürlüğüne kavuşacakken Pascal’ın çıktı şeklinde eleştiriyor. Din felsefesi açıklamadan daha ziyade gerçek olanı istiyor. Onu öğrenmeyi istiyor. 

Akıl dediğimiz şeyin pek çok tanımının olduğundan hareket eden postmodern postyapısalcıların da din felsefeleri var. Dini inanç veya iddialar seküler iddialar gibi bize bir diskur açar. Bir yapı, bir dil, bir anlayış olarak vardır, bunu inkar edemeyiz. Bu gerçek midir değil midir ilgilenmezler. Bu seküler bir din felsefesi yaklaşımıdır. Herhangi bir şeye inanabilirsiniz ona göre. New age dinleri bu şekilde çıkıyor. Buna eleştiri olarak; bir dini inancın varoluşsal bir çıkışı yoksa orda herhangi bir eylem de yoktur. 

Ön Okuma Metni:
  • Anthony Flew ve Basil Mitchell (Din Felsefesi Seçme Metinler)

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top