1 Eylül pazar gecesi Ankara İlahiyat Fakültesi önünde toplanıp, gece yarısı yola çıktık.
Birinci gün (2 Eylül): Uzun bir yolculuk ve kahvaltıdan sonra ilk durağımız Alaşehir’de bulunan, Erken Hıristiyanlık döneminin Yedi Kilisesi’nden biri olan Philadelphia’nın St. Jean Kilisesi‘ydi. Ardından, yakın lokasyonda aramıza katılan diğer arkadaşlarımızla birlikte Lidya’nın başkenti ve diğer Yedi Kilise’den biri olan Sardes’i ziyaret ettik. Burada görkemli antik kent kalıntılarıdan olan dev sütunlu sinagog ve restore edilmiş spor salonu-hamam kompleksini inceledik. Öğleden sonra, Manisa Akhisar’da bulunan Roma döneminin önemli ticaret merkezi ve Yedi Kilise’den Thyateira‘yı keşfettik. Roma dönemindeki tepe mezarları ve bazilika kalıntılarını gördük. Sonraki durağımız Helenistik dönem bilim ve sanat merkezi Bergama‘ydı. 335 metre yüksekliğinde bir tepede bulunan antik kente teleferik yolculuğu yaparak çıktık. Dünyanın en dik tiyatrosuna sahip kentte, muhteşem Akropol’ü, 200.000 kitap rulosunun bulunduğu kütüphaneyi ve Asklepion sağlık merkezini gördük. Sağanak yağmurlu gününe denk geldiğimiz kentin tepesinden Kestel Barajı’nın manzarası izledik. Bu manzara gezinin unutulmaz manzaralarından biriydi. Ardından İzmir merkeze doğru yola çıktık. Akşam saatlerinde ulaştığımız İzmir sahilde akşam yemeği ve kahve molasının ardından konaklama yerlerimize yerleştik.
İkinci gün (3 Eylül): Güne sabah kahvaltısının ardından, Torbalı’da bulunan İyon döneminin önemli yerleşimi Metropolis Antik Kenti’ni gezerek başladık. Burada mozaikli hamamları, tiyatroyu ve yakın zamanda ortaya çıkan Zeus Tapınağını gördük. Ardından Söke’nin ünlü bir pidecisinde öğle yemeğimizi yedik. Yemekten sonra gezimize, İyon’un en güzel örneklerinden Priene‘deki Athena Tapınağı’nı ziyaret ederek devam ettik. Burada Hippodamos’un birleşik plan sisteminin en güzel örneğini gördük. Çıkması uzun ve zorlu olsa da tapınağın bulunduğu en yüksek tepeden yeşillik manzarasını izledik. Buradan sonra Antik dünyanın en önemli liman kentlerinden birini ve aynı zamanda felsefenin doğduğu yer olarak bilinen Milet‘i ziyaret ettik. Milet’te, 25.000 kişilik tiyatro, Faustina Hamamı ve antik dünyanın en önemli limanlarından birini deneyimledik. Tiyatrosunun akustiğinden faydalanarak arkadaşlarımızla şarkılar söyledik. Milet’ten sonra Selçuk’ta bulunan UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki ve dünyanın en iyi durumdaki antik kenti olan Efes Antik Kenti‘ne uğradık. Akşam saatlerine denk geldiğimiz kentte iki katlı Celsus Kütüphanesini, Hadrian Tapınağını ve 25.000 kişilik tiyatroyu gözlemledik. Gece ışıklarının olduğu atmosferde fotoğrafçı arkadaşlarımız güzel kareler yakalamanın tadını çıkarırken sivrisineklerin de istilasına uğradı. Bu sırada aramızdan bazı arkadaşlarımız da Efes Deneyim Müzesi’nde Efes’in tarih boyunca uğradığı işgallerin, gelişimlerin ve kahramanlıkların anlatıldığı panoramik gösterimi seyretti. Gün akşam çorbacısında yemek yenilip yurtlara dönülerek tamamlandı.
Üçüncü gün (4 Eylül): Güne Hıristiyanlık tarihinin en önemli hac merkezlerinden Meryem Ana Evi’ni ziyaret ederek başladık. Ormanın içinde bulunan Meryem Ana Evi ve çevresinin manevi atmosferi içindeki arazide keyifli bir yürüyüş yaptık. Ardından yakın lokasyonda bulunan zengin koleksiyonlu Efes Müzesi‘nde Artemis heykelini ve değerli tarihi eserleri gördük. Müzeden sonra yürüyerek Ayasuluk tepesinde bulunan Ayasuluk kalesine tırmandık. Burada Hz. İsa’nın havarisi Yuhanna’nın mezarı üzerine inşa edilen Aziz Yuhanna Bazilikası‘nı gördük ve kaleden Selçuk’un şehir manzarasını izledik. Kaleden indikten sonra yerel restoranların birinde öğle yemeğini yedik. Yemekten sonra Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan Artemis Tapınağı kalıntılarını da ziyaret ettikten sonra İzmir’e dönerek Kordon’da serbest zaman geçirdik. Bu zaman içerisinde bazı arkadaşlarımız yerel lezzetleri deneme fırsatı bulurken bazıları sahilde gezinmenin veya tekne turu yapmanın tadını çıkardı. Gecenin sonunda konaklama yerlerine dönerek günü tamamlamış olduk.
Dördüncü gün (5 Eylül): Son günümüze kütüphanesi ve mükemmel akustiğe sahip tiyatrosuyla Nysa Antik Kenti’ni gezerek başladık. Yol üzerinde öğle yemeği yiyerek muhabbet edip dinlendikten sonra Afrodisias’a doğru yola çıktık. Afrodit kültünün merkezi olan ve her ayrıntısıyla bizleri büyüleyen Afrodisias, çoğu arkadaşımızın gözde yeri oldu. Tapınak kısmının bulunduğu açık alan ve yeşillik tam anlamıyla gezide doyuma ulaştığımız noktaydı diyebiliriz. Günün altın saatlerinde dağılan herkes yeşillikte kendine bir yer bularak güzel kenti seyre ve sohbete daldı. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığımız ve en çok vakit geçirdiğimiz yer olan bu kentte Afrodit Tapınağını, 30.000 kişilik devasa stadyumu ve dünyanın en güzel antik tiyatrolarından birini gördük. Stadyum gördüğümüzde hepimizi şaşırtacak ihtişamdaydı. En güzel fotoğrafların ve anıların biriktiği Afrodisias’tan herkes bir daha gelmek istediğini söyleyerek ayrıldı. Günü, antik dönemin önemli sağlık merkezlerinden biri Hierapolis ve doğa harikası Pamukkale travertenlerinin eşsiz manzarasını izleyerek bitirdik. Gece yarısı ise Ankara‘ya dönüş yolculuğuna başladık.



































