Anadolu İlahiyat Akademisi
Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi
2020-2021 Güz Dönemi
1. ve 2. Sınıf Grubu
Ders Raporu
İslami İlimlere Giriş
| Tarih: | 02.01.2021 |
| Ders Başlığı: | Fıkıh ve Kelam |
| Hoca: | Arş. Gör. Dr. Hadi Ensar Ceylan |
|
Dersin İçeriği: |
Derse kelam fıkıh ilişkisi üzerine yapılan fikir yürütmeleri ile başlandı ardından makale üzerinden birtakım çıkarımlarda bulunuldu. Nihai olarak şu cümleler dersin özeti niteliğindedir. Ebû Hanîfe’nin iman anlayışı, İslâm düşüncesi açısından olduğu kadar çağdaş din felsefesindeki akıl-iman tartışmalarında Müslüman ilahiyatçıların alması gereken doğru pozisyonun ne olduğuna işaret etmesi bakımından da oldukça önemlidir. Çağdaş din felsefesinde aydınlanma döneminin delillendirmeci din anlayışına tepki olarak başlıca iki iman anlayışının öne çıktığı gözlemlenmektedir.
Reformcu epistemoloji olarak adlandırılan, Alvin Plantinga ve William Alston gibi Protestan din felsefecilerinin savunduğu dinî tecrübeyi merkeze alan anlayışa göre, Tanrı inancı temel bir inançtır; iman delile dayanmak zorunda değildir, ancak bu, imanın akıl dışı olduğu anlamına gelmez. İkinci anlayış ise Blaise Pascal , Soren Kierkegaard, William James gibi filozofların savunduğu fideizm’dir. Türkçe’de imancılık olarak ifade edilen bu anlayışın katı versiyonunda, iman ile akıl arasında tam bir karşıtlık söz konusu iken, ılımlı versiyonunda ise iman aklı aşan bir erdem olarak görülür. Hıristiyan teolojisinin derin izlerini taşıyan bu iman tasavvurlarında, aklın yetersizliğine, imanın yüceliğine yapılan vurgular temelde Hıristiyanlığın inanç esaslarındaki çelişkilerin üstünü örtmeye, bunları makul göstermeye dönük felsefî çabalardır. Batı düşüncesinde felsefe teolojinin hizmetkârı olarak görüldüğü için aklın başlıca görevi, Hıristiyan vahyini meşrulaştırmaktan ibarettir. Batı düşüncesindeki imancı anlayışları idealize ederek, aklın yetersizliğini ve güvenilmezliğini savunmak, imanı öznel bir tecrübeye indirgemek, İslâm’ın hakikat iddiasının buharlaştırılması, iman ile küfür arasındaki sınırın muğlaklaştırılması sonucunu doğuracaktır. Ebû Hanîfe her ne kadar muarızları tarafından cezâ-i sinimmar’a uğratılmış bir düşünür olsa da, onun delile dayalı iman anlayışı, İslâm’ın hakikat iddiasının evrenselliği konusundaki vurgusu dün olduğu gibi bugün de sadece aklını kullananların İslâm’ın izzetine sahip olabileceğini hatırlatmaya devam etmektedir. |
| Ön Okuma Metinleri: |
|
| İleri Okuma Metinleri: |
|




