Prof. Dr. Kasım KÜÇÜKALP | Metafiziğin Tenkidi ve Reddi

[sablon_gorsel]
   

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi

Ders Raporu

 

Lisansüstü Grubu

Tarih: 31 Temmuz 2023 Pazartesi, 11.00       
Ders: Metafiziğin Tenkidi ve Reddi 
Hoca: Prof. Dr. Kasım Küçükalp
İşleniş: Yüz yüze: 14 kişi  Online: 38 kişi
Özet:
  • Genel çerçeve: 
19. yüzyıldan itibaren Batı düşüncesi içerisinde gerek klasik gerek modern metafizik hakikat iddialarına yönelik zaman zaman radikal denilebilecek metafiziğin içinden ve dışından yapılan eleştiriler ve bunlara karşılık ret faaliyetleri modernite süreciyle birlikte ele alınmıştır. Modern dediğimiz süreç belli bir metafizik hakikat iddiasının kritiğiyle başlar. Bu süreçte ortaya çıkan Pozitivizm ve metafiziği eleme iddiasına da ayrıca yer verilip değerlendirilmiştir. Metafizik eleştirileri temelde iki başlık olarak ele alınmıştır; Modernitenin kendi iç muhakeme mantığı içerisinde serpilip gelişen ve nihayetinde kendisi de bir metafizik olan ya olduğu iddia edilen pozitivizme ve onun devamındaki süreçlere evrilen bir gelenekten bahsedilebilir. Buna üst kategori düzleminde Analitik Felsefe Geleneği denilebilir. Bu gelenek daha ziyade bilimselliğin, bilimsel muhakeme mantığının aktif olduğu düşünme pratiği içerisinde kendini gösterir. Yöntem ön plandadır.  
  • Dersin özeti: 
Girişte bahsedilen yaklaşımların detayı incelendiğinde ortak noktaları insan zihninin merkezde olmasıdır ayrıştıkları nokta ise insan zihninde oluşan idelerin kaynağı meselesidir. Jonh Lock insan idelerinin kaynağının dış dünya olduğunu, Descartes ise insanın zihninin bizzat kendisi olduğunu savunmuştur. Metafizik eleştirisi bağlamında bu tespitin anlamı belli bir metafizik yapma biçiminin sonuna işaret etmektedir. İnsan kavramını aşan varlığın kavramının aşkınlığını vurgulamak. İnsan idraki ile aşkın hakikat arasında bir takım bağlantılar var sayılmıştır. Bu duruma Aristoteles ve Stoa felsefesi örnek verilebilir. Klasik felsefede aşkın düşünce vurgusu modern düşüncede kozmosun çökmesiyle beraber çökmeye maruz kalıyor. Klasik dünyada naif bir bakış açısı hakimdir, varlığın kuruluş mantığı itibariyle muhkem bir varlık tecrübesine tanıklık ettiğimiz bir dönem. Klasik dünyada söylenen bir söz yıllar sonra da bir anlam ifade ediyor bu durum değişmenin ivmesinin hızlı olmadığını gösteriyor. Klasik felsefede fizik ile metafiziği bütünleşik kılabilecek bir varlık deneyimi söz konusudur. Felsefi muhakemeden ibaret görmeyerek fizik ile metafiziği keskin bir şekilde ayırabilecek bir ufuk söz konusu değildir.  Klasik dünyada özetle varlığı kuran mantalitenin görüş odağı tamamen yukarıya dönüktür aşağısı onlar için bir anlam ifade etmemiştir. Onlar için düşünülür dünya kozmosa tekabül eden dünyadır. Kozmos çökünce düşünülür dünya dayanağını kaybetmiştir. Niteliksek alem fikrinden niceliksek alem fikrine geçilmeye başlanmıştır. Bunun anlamı artık yukarıya çıkıldıkça nitelik artar fikri azalmaya başlamıştır. En basitinden akıl küllidir diyebilecekleri bir kozmos kalmamıştır yukarıda.  Bunların yaşanması beraberinde bilimin alanının sınırları tartışmasını da gündeme getirmiştir bir kesim metafizik olarak kabul edilen alanı aklın anlayamayacağını dolayısıyla bilime konu olamayacağını savunurken bir kesim konu olabileceği üzerinde durmuştur. Metafiziğin elenmesini özellikle rasyonel bir zeminde olgusal olarak ele almışlar, rasyonel dayanağı olmayan her şeyi boş ya da sahte spekülasyon olarak değerlendirip reddetmişlerdir.  Hakikatle hakikatli bir ilişkinin imkanı daima araştırılmıştır. Hakikat Allah’a mahsustur bizler ayetlerle yol bulma sanatı içerisindeyiz dikkat edin hakikat demedi ayet dedi.  Çağdaş felsefede metafiziğin tartışma konusu edilmesinin arka planına baktığımızda ‘Öte’ kavramının insanın aklına nasıl düştüğü göze çarpar sizler bunu izah edebilir misiniz? Kendisi mi buldu insan öte fikrini? İnsan var olduğundan itibaren ötesiyle zaten irtibatlı olarak var oldu.  Hz. Adem öteyle bağlantılı bir mefkurenin içine doğmuştur. Dolayısıyla öte fikrinin verili olduğu bir dünyada düşünce üretiyoruz.  Dünyanın çıplak gerçekliğinin açığa çıkmasıyla çöken düşünceleri, metafizik eleştirilerinin en radikal başlangıç noktasıdır. Bu noktada birçok kişi eleştiri ortaya koymuştur. Mesela Alman romantiklerini düşünün. Friedrich Hölderlin söylediği bir söze baktığımızda ‘İnsan düşlerken tanrıdır, düşünürken dilenci.’ Düşünmeyi Descartes’e verelim Hölderlin’e göre Descartes dilencilik yapıyor. Sonsuzu, sonlu bir ana hapsetmek. Az gerçeklikle yetinmek pasına gerçeklikten vazgeçmek. Moderniteyi bu şekilde itham etmişlerdir.  Soyut tasavvurların içerisinde, köşeli hale getirilmiş, düşüncemin ilkeleriyle çelişmez bir gerçeklik resminin gerçekliğin birebir temsili olduğunu iddia etmem ne kadar hakikatle mutabık olabilecek bir iddiadır.
  • Son:
Bahsetmiş olduğumuz bu süreçte, adı geçen kavramların altında süreçleri çözümlemeye kalktığımız anda güç, iktidar ilişkileriyle karşılaşıyoruz. Temsil epistemolojilerinin kifayetsizliği ile karşılaşıyoruz. Hatta her tür temsil iddiasının hakikati, değeri, anlamı, amacı temsil etme çabalarının hümanistik doğaları gereği onları başka türlü olma doğalarından alı koyan bir zapturapt altına alma, öz inşa etmeye karşılık geldiğini görüyoruz. Düşünceleri uyarlayıp bir var olana dönüştürmek suretiyle aslında var olan olmayan varlığın, var olanların toplamı bunun genel adı statüsüyle ele alıp değerlendirme hatasına düşmek varlığın anlamının unutulması demektir. Metafiziksel düşünce de tam olarak bu unutulmanın tarihi demektir.  Düşüncenin sonraki kuruluş mantığının aslında tarihi anlama biçimimize etki ettiğini bilmeliyiz. Modern dünyanın icat ettiği kavramların klasik dünyada olmadığının farkına varmalıyız.  Aşkın kavramlarla insanları hizaya getirmek eleştirinin ufkunda kendini göstermektedir. Yapılmaya çalışılan şey bir anlamda epistemik yollarla temsil ilişkileri yoluyla gerçekliği özdeşlik mantığı içinde temsil eden söylemlerin dışlayıcı mantıklarını izhar edip epistemik cendereden kurtarma çabasıdır. Bu anlamda çağdaş felsefeye farklılık felsefesi olarak bakabiliriz. Epistemolojik yollarla varlığı kurtarmaya yönelik her türlü teşebbüs kaçınılmaz bir zorbalığı beraberinde taşır. Çünkü her türlü epistemik pratik aslında doğruyu açığa çıkarma söylemi içerisinde varlığı epistemik yollarla inşa etmek demektir bir nevi ontoloji inşa etme çabasıdır.  Bu nedir sorusu çerçevesinde düşünce konusu kıldığımız her şey başka türlü olma imkanlarından mahrum edilerek epistemik yollarla yeniden inşa edilebilir yani onun özünü inşa etmiş oluruz. Bu sayede de düşünce konusu kılınan şey başka türlü olma imkanını yitirir. Bu nedenle adlandırmak hep tekinsiz bir eylemdir çünkü şiddet içerir. İsimlendirme özünü mü yansıtır yoksa uzlaşılmış bir şey midir Deridda’nın eserinde özünü yansıttıkları var sayılır ama temsil ettikleri şey onun yerine geçer aslında.  Netice itibariyle hakikat kavramı logos çökünce bu yitirilmiş hakikatin somut kokusu olarak fark kalıyor dolayısıyla çağdaş felsefelere fark metafizikleri diyebiliriz. 
Ön Okuma Metni:
  • Kasım Küçükalp, Batı Metafiziğinin Dekonstrüksiyonu: Heidegger ve Derrida
  • Kasım Küçükalp, Jacques Derrida: Felsefenin Dekonstrüksiyonu
  • Kasım Küçükalp Batı Düşüncesi – Felsefi Temeller 
  • Kasım Küçükalp, Nietzsche ve Postmodernizm
  • Kasım Küçükalp, Çağdaş Felsefede Farklılık Tartışmaları 
Bahsi Geçen Eserler: 
  • Jacques Deridda, İsim Hariç 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top