Özgeçmiş
Doç. Dr.
Fırat Mollaer
2006 yılında Yrd. Doç. Dr. Güven Bakırezer danışmanlığında “Muhafazakâr İdeoloji Açısından Nurettin Topçu” başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde Prof. Dr. Meral Özbek danışmanlığında yazdığı “Kolektif Kimliği Yeniden Düşünmek: Edward Said ve Kimliğin Diyalektiği” teziyle Sosyoloji doktorası yaptı. Mollaer, Siyasi, felsefi, sosyolojik ve edebi düşünceyle ilgileniyor. Çalışmaları ise siyasalsosyal teori, siyasal düşünceler, modern Türkiye’de siyasal düşünceler, siyasal ideolojiler, sömürge söylemi teorisi/postkolonyalizm ve kültürel incelemeler alanlarında toplanıyor. Halihazırda Bursa Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak siyaset teorisi içerikli dersler vermektedir. Ayrıca Niccolò Machiavelli ve Antonio Gramsci’nin kitaplarının Türkçe çevirileri için editörlük yapmaya, Machiavelli ve Gramsci düşünceleri, klasik siyasi düşüncede kent-devlet ve erdem, tragedyalar ve siyaset felsefesi konularında telif kitaplar üzerine çalışmaya devam etmektedir.
Kitapları:
- Edward Said’le Yeniden Başlamak: Entelektüel, Sürgün ve Şarkiyatçılık, İthaki Yayınları, ed. 2021 Anti – Kolonyalizm Söylemi: Evrensellik, Kimlik ve Özgürleşme, Dora Yayıncılık, 2021
- Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık, Metis Yayınları, 2019
- Fanon’un Hayaletleri: Frantz Fanon’la KonuşmayıSürdürmek, İthaki Yayınları, 2018
- Yerliciliğin Retoriği, Ankara: Phoenix Yayınları, 2018
- Türk Muhafazakârlığında Bir Cevelan, Dergah Yayınları,2017
- Modernlik Kehanetleri, Ankara: Phoneix Yayınları, 2016
- Tekno-Muhafazakârlığın Eleştirisi, İletişim Yayınları, 2016
- Kimlik Politikaları: Tanınma, Özdeşlik ve Farklılık (ed.), DoğuBatı Yayınları, 2014
- Çağdaş Üç Tarz-ı Siyasetin Eleştirisi, Dergâh Yayınları, 2009
- Muhafazakârlığın İki Yüzü, Dergâh Yayınları, 2009
- Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, Dergâh Yayınları, 2008
- Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı: Nurettin Topçu Üzerine Yazılar, Dergâh Yayınları, 2007
- Ruhun Metafizik Ayaklanması: ‘İsyan Ahlâkı’ Kavramının Etik-Felsefi Temelleri ve Nurettin Topçu’nun Felsefesi, Yedi İklim, 2007
- YouTube Dersleri ve Konuşmaları: https://www.youtube.com/@fratmollaer6249/playlists?view=58
- 2023-2024 eğitim yılı; “Postkolonyal Teori”
- 2024-2025 eğitim yılı; “Siyasette Yöntem Tartışmaları”
Anadolu İlahiyat Akademisi
Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi
Ders Raporu
Kıta Avrupası Felsefesi Okumaları II
| Tarih: | 20 Ekim 2023 Cuma, 18:00 |
| Ders: | Postkolonyal Teori |
| Hoca: | Doç. Dr. Fırat Mollaer |
| İşleniş: | Yüz yüze 18, Online 55 kişi |
| Özet: | Abdullah Yasir Can hocayı takdim etti. Ders iki oturumda işlendi. Ders içeriğe bağlı kalarak işlendi. Birinci Oturum Derse başlamadan önce dersin içeriğinde bulunan genel çerçeveden bahsedildi.
Kıta Avrupası düşüncesinin içerisinde bir ekoldür. Avrupa düşüncesini kendi üzerine düşünmeye zorlayan akımdır. Bu eleştirel bir söylemdir. Postkolonyal eleştiri olarak da bilinmektedir. Postkolonyalizm terimini doğru karşılığı verememektedir. Terim kolonyalizmin ötesindeki bir tarihsel duruma tekabül etmektedir. Bunun yerine kolonyalizm meselesini doğrudan vurgulayan sömürge söylemi kuramıdır. Fakat bu terim daha fazla yerleştiği için biz de bunu kullanmaktayız. Sömürgecilik ve emperyalizmin sonucunda oluşan bir eleştiridir. Aynı zamanda kendisinden önceki kapitalizm, klasik modern toplum, modernite eleştirilerinden farklı bir söylemdir.
Postkolonyalizm’in Avrupa düşüncesi bağlamında konuşmanın önemi Avrupa düşüncesine refleksiyon yapmaktır. Irk ve ırkçılık, modern ırkçılık üzerine yapılan çalışmalar Kant’a eleştiri mahiyetindedir. Bu sebeple Avrupa düşüncesinin kurucusu olan Kant üzerine düşünmeye zorlamıştır.
Zemin hazırlayan üç isim William Shakespeare, Hegel ve Edmund Husserl’dir. William Shakespeare’in eserlerinde uygarlık ve barbarlık arasındaki ilişkisi ele alınmaktadır. Uygar batılının uygar olmayanı nasıl dönüştürdüğü işlenmiştir. Hegel’in tarih felsefesine baktığımızda doğu dünyası ilkellikle özdeşleştirilmektedir. Özgürlük bilincinin gelişimini incelemektedir fakat ilginçtir ki aynı dönemlerde Haiti devrimine kulaklarını tıkamaktadır. Husserl ise krizin üstesinden gelmek için Avrupa’ya Yunan kaynak atamaktadır. Felsefenin Yunanla özdeşleşliğini söylemektedir. Bu üç ismin yaptıklarından çıkan ortak veri Avrupa evrenselciliğinin sorgulanmasıdır.
Felsefe derslerinde neden Sokratesle başlamaktansa Konfüçyüs, Buda veya Yunus Emre’nin okutulmadığı sorgulanabilir. Bu Avrupa merkezciliğinin ötesine geçen bir eğitim müfredatı oluşturma açısından postkolonyal kritiğin uygulamadaki pratik örneklerinden biri olarak ele alınabilir.
Terra incognita: Bilinmeyen toprak/bölge anlamına gelir. Kolonyalizm işgal ettiği toprağı yerli halkın bulunmadığı, bilinmeyen bölge olarak işaretlemektedir. Bu kolonyalizmin başlangıç varsayımı denilebilir. Yayılmacılık varsayımı: insanlığın büyük çoğunluğu yaratıcılıktan uzaktır. yalnıca birkaç insan topluluğu ve yer yaratıcıdır ve bu sayede kültürün değişiminde ilerlemede kalıcı merkezler haline gelmektedir. Batı ve kökeni eski Yunandan yayılmayla oluşmuştur. Diğer toplumların bir yaratıcılığı yoktur merkez Batıdır. Merkez çevre varsayımı: Doğa, içgüdü, taklit, beden, büyücülük, durağan/tarihsizlik ve karşısında kültür, akıl, yaratıcılık, zihin, bilim, tarih/ilerleme maddelerine bakalım. Kolonyalizm’de ilk sayılan bütün maddeleri doğuyla sonrakiler ise batıya atfedilmiştir. Bu kolonyal söylemin merkez ve çevre varsayımlarını vermektedir.
1800 yılında dünyanın %35’i Avrupa topraklarıdır. 1878’de emperyalizm çağında %67’ye çıkmıştır. 1914’te ise Avrupa’ya bağlı ülkeler dünyada %85’e yükselmiştir. Aslında bu istatistikler bize teorinin önemini oldukça net bir şekilde açıklamaktadır. İkinci Oturum
İlk öncü şair ve politikacı Aime Cesaire öznellik sorunsalını ele almaktadır. Aime Cesaire, Sömürgecilik toplama kamplarında nüfusun ayrıştırılmasına kadar ırkçılığına şahikasıdır diyerek eleştirel bir dönüşüm yapmaktadır. Ona göre Kolonyalizm sadece sömürmekle kalmaz sömürüleni insanlıktan çıkarıp şeyleştirmektedir. Cesaire, dolayısıyla sömürgeciliğin şeyleşme olduğunu söylemektedir. Tunus Yahudisi Albert Memmi Fransız sömürgeciliği üzerine yazmaktadır. Memmi’yi ayırt edici kılan sosyolog olmasıdır. Öznelliğe duyarlı bir edebiyatçı olmasıyla birlikte somutluğu önemser. Buradan hareketle sömürgeci ve sömürgeleştireni ortaya koymaktadır. Birbirini yeniden üreten bir makineye benzetmektedir. Sömürgeci ırkçılığa vurgu yapmaktadır. Psikiyatr olan Frantz Fanon antikolonyalizmin en tanınmış öncüsüdür. Cesaire’de sömürgeciliği insanlıktan çıkarma ve öznellik kaybı olarak açıklayan söylem Fanon’da da devam etmektedir. 1950’lerin başında Cezayir’de yer alan Fanon, Antikolonyalizmin merkezi olan Cezayir Kurtuluş Örgütünün militanlarıyla iletişime geçerek kendisi de militan haline gelmektedir. Bu mücadeleye kendini adamaktadır.
Karşılaştırmalı Edebiyat profesörü olan Edward Said’ın sorunsalı modern batı kimliğinin oluşumunda şarkiyatçılığın rolünün ne olduğudur. Kolonyalizm ve emperyalizm olmaksızın modern batı kimliği anlaşılamaz. Said, şarkın batının inşası olduğunu söylemektedir. Şark, batının söylemlerinde bir bilgi veya iktidar nesnesi olarak nasıl ve neden üretilmiştir? Burada temsil kavramı devreye girmektedir. Şark, tözsel varlık değil varlık haline getirilen yani inşa edilen varlıktır. Şarkiyatçılık şarkın özünü yansıtmaz şarklıyı vücuda götürmektedir. Kendisini tanımlamak üzere yapıldığı için ister istemez durağan, tarihsiz, içgülere dayanır vs. olarak çerçevelemektedir. Said’e göre şarkiyatçılık ontolojik ve epistemolojik bir söylem biçimidir. Öğrencilerin soruları cevaplanarak ders bitirildi. Katılım sağlayan öğrenciler derse ilgiliydi. Öğrencilerin katkı ve sorularıyla ders interaktif şekilde işlendi. |
| Ön Okuma Metinleri: |
|
| Bahsi Geçen Eserler: |
|




